BİR GÜNÜN HİKAYESİ Seher Aybek yazdı
Hani şu bizim Kültür ve Turizm Bakanımız Ertuğrul Günay var ya! Jet gibi bir insan…
Bir güne, Ankara’dan gelerek ve ayni gün dönerek, 5 önemli toplantıyı sığdırıyor…15:00 Topkapı Sarayı’nda inceleme, 17:00 İstanbul Başkenti Ajansı’nın,bakanlıktan tahsisini istediği Antrepo’da inceleme,18:30 Burhan Doğançay Müzesi’ni ziyaret( Balo SokakNo:42 Beyoğlu),19:00 Bu Şeh-ri İstanbul kitabının Tanıtım Toplantısı(Pera Palas)…
Ve Pera Palas'ın muhteşem salonundaki nefis akşam kokteylini,avucunda birkaç tane fındığı yürürken yiyerek terkedip,simit belgeseline giden bir bakan…Taktirlerim ve beğenim bunun içindir…Halkla,hak olmak…Bir de Türkiye’mizi marka yapacak bir ürüne değer vermek…
Benim bir Toyota arabam yok, ama emektar Renault Modus'um Jip gibi… Kendisini ancak Pera Palas'ta yakalayabildim… Bir bardak su içimi kadar zamanda Pera Palas’ın o muhteşem balo salonunda etrafını bir ordu gibi kuşatmış kameraların karşısında,sanki sabahın ilk saatlerindeki dinamizminde,kitabın mana ve ehemmiyetini vurgulayan hoş konuşmasını yaparken…
Zaten ondan sonra ayni mekanda ve zamanda açılan siyah beyaz harika fotoğraflardan oluşan sergiyi de bir jet hızıyla gezerek, uçuşunun başlangıcında Pera Palas’ın tarihi giriş holünde, Genel Müdürü Pınar Kartal Timer ile görüntüleyebildim…Zaten konuşması sırasında orada bulunan katılımcılara, çok kısa bir zaman sonra ayrılacağını, Arkeoloji Müzesindeki Simit Belgeselini izlemeye gideceğini belitmişti…
Bir Bakan akşam yemeğini yemeden, büyük bir ilgi ve sevinçle belgeseli izlemeye gidiyorsa bunda bir hikmet vardır,diye ben de bir bardak su bile içmeden peşine düştüm…Vardığımda Arkeoloji Müzesi'nin bahçesinde sadece bir kara kedi beni karşıladı…O koca koca davetlerin verildiği bahçe ıssız sanki hiçbir kimse ve bir toplantı yokmuş gibiydi…Kapıdaki görevlilere sorduğumda belgeselin gösteriminin başladığını,her kesin içerde olduğunu öğrendim…Ama neyse ki koşar adımlarla tarihi heykellerin arasından bir masaldaymışım hissiyle,Alis gibi uçarak,harikalar diyarına vardım…
Simit belgeselinin gösterimi öncesinde, Sn.Bakanımızın konuşmasına eriştim...Aldığım bir kare fotoğrafın içinde onun orada bulunmaktan duyduğu mutluluğu görebildim…Katılımcıların daha çok olmuş olmasını diliyor,izleyenlere teşekkür ediyordu…
Daha sonra nihayet nefes alabildiği, sıradaki koltuğuna belgeselin yazarı ve yapımcısının yanına oturdu…Belgesel başlayınca karanlıkta kendisine ikram edilen simit ve peyniri usulca yemeye başladı…Tabii yanındaki tavşan kanı çayını da arada yudumluyordu…Bazılarımızın sadece bu menüden oluşan akşam yemeğini düşünerek…
Simitin belgeseli olur mu diyeceksiniz…Simit sarayları sahibi bir girişken iş adamı, simiti Türkiye’nin markası yapmak için yola çıkmış…Vallahi pek taktir ettim…O kadar kaçırdığımız marka olmaya değer ürünümüz, başka memleketlerin markası olurken,yakaladığı simit çok önemliydi…Çünkü o sabahları mis gibi Türkiye kokan, çıtır çıtır, zengininden fakirine herkesin karnını doyuran,marka olmaya layık bir üründü…Sevgili Bakanımız, biz ona öyle diyoruz…Belgeselin tamamını izleyemeden uçağını kaçırmamak için oradan da jet hızıyla ayrıldı…Arkasından Allah’a, yolu açık olsun..Sevgili eşi Gülten Hn. onu gece yarılarına kadar her zaman beklesin…Ankara’da bir ertesi günkü toplantılar zincirine sıhhatle eriştirsin diye dua ettim…