Web Toolbar by Wibiya
 

EVLİYA ÇELEBİ OLMAK CENGİZ ERDİLin özgün yazısı 24.01.2011
Okuyan Bilir, Çok Gezen Bilir.. Öğrenmenin, tanımanın yolu bu iki aktiviteden geçiyor
 
 
*EVLİYA ÇELEBİ OLMAK* CENGİZ ERDİL' in özgün yazısı
 
“Okuyan Bilir”, “Çok Gezen Bilir”…  Öğrenmenin, tanımanın yolu bu iki  aktiviteden geçiyor.

 

Çingenelerin bir sözü var “Evde oturan ölür”…
 
Evinde oturur duvarlara bakarsan, saksıdaki ota dönersin. Sararıp solarsın, sonra da saksının içine saplanır kalırsın... Çingenelerin hiçbir zaman oturmadıkları zaten malumunuzdur.
 
Ama maalesef sayıca baktığımızda genellikle evde oturan bir toplumuz. Tarihimizde kaşifler, gezginler ve macera arayanların sayısı az.
 
Kapitalizmin ilerleme çağında elin adamı Afrika’nın balta girmemiş ormanlarında, kutuplarda dolaşırken bizimkiler kahvehane oturuyordu.

Gezginimiz az, ancak biri var ki çok etkili…

Dünyanın çeşitli bölgelerini 17’nci yüzyılda yarım asır at sırtında dolaştı ve 10 ciltlik inanılmaz bir tarihi belge bıraktı. Anlatımı abartılıydı, hatta bazen palavrası boldu ama “Seyahatname” ölümsüz bir eser olarak kayıtlara geçti. 

Bu şahsiyet Evliya Çelebi idi.

Evliya Çelebi ve Seyahatname 400 yaşında…

2011  dünyada Evliya Çelebi yılı ilan edildi. Dil, halk bilimi, sanat ve dinler tarihi araştırmaları açısından büyük önem  taşıyan Seyahatname ve Evliya Çelebi için dünyanın dört bucağında konferans ve sergiler düzenlenecek.

Bu alanda en önemli çalışmayı Bahçeşehir Üniversitesi yaptı. Üniversitenin Medeniyet Araştırmaları Merkezi(MEDAM), öncelikle evliya Çelebi’nin gezi rotasını kağıda döktü ve bir ATLAS hazırladı. Çelebi’nin 50 yıl boyunca gezip dolaştığı not aldığı yerlerin envanteri çıkarıldı.

*MEDAM* ayrıca  “Evliya Çelebi’nin İstanbul’u” sergisini düzenledi.

 
Dolmabahçe’deki Başbakanlık Çalışma Ofisinde açılan sergi dolayısıyla Unecso Genel Direktörü İrina Bokova, “Geleceğe Köprü Kurmak” başlığında bir konferans verdi.

Irina Bokova da UNESCO'nun 2009'da yapılan genel toplantısında üye ülkelerin genel kararıyla 2011'in "Evliya Çelebi Yılı" olarak kutlanmasında mutabık kaldıklarını hatırlatarak, İstanbul'u tüm yönleriyle anlatan "Evliya Çelebi'nin İstanbul'u" sergisine katılmanın kendisi için büyük bir onur olduğunu söylüyordu.

Evliya Çelebi'nin hayatının son derece büyüleyici olduğunu vurgulayan Bokova,şu sözleriyle Çelebi’nin önemini anlatıyordu;

"Kendisinin ilgi alanları çok geniş olduğu gibi tutkuları da son derece ilham vericiydi. Kendisi çok iyi bir gezgin olmanın yanı sıra büyük bir yazar, hattat, ressam, şair ve müzisyendi. 'Seyahatname' adlı eseri, gezmiş olduğu ülkelerin gelenek, görenek ve kültürlerine dair yani insanlığın büyük çeşitliliğine dair duyduğu merakın gerçek bir işaretiydi. Bu sergi aynı zamanda İstanbul'un güzelliklerine ve çeşitliliğine de bir hürmet niteliği taşımaktadır. İstanbul esasında her zaman global bir başkent olagelmiştir. 400 yıl önceki çalışmasıyla Evliya Çelebi, ilişkiye girdiği kültürlerle ilgili yaklaşımında son derece başarılıydı. Toplumların hem lehçelerini hem de ekonomik ve politik yapılarını araştırmıştır. Bu nedenle Evliya Çelebi'nin çalışmaları bugünün bilim adamları için bir referans oluşturmaktadır."

 
30 DİL ÖĞRENDİ AMA HİÇ EVLENEMEDİ

Evliya Çelebi 1611 doğumlu. Atletik bir yapısı vardı,tehlikeyi sezip kaçacak gücü vardı ama seyahatlerinde öncelikle güvenlik anlayışıyla hareket ediyordu.

Seyahatlerini paşalarla, ordularla yapıyordu. Bir paşa, bir vâli, bir şehre tayin olunca, Çelebi de onun peşine takılıyor ve maiyetiyle berâber seyahat ediyordu. Böylece, yol emniyeti de sağlanmış oluyor, aynı zamanda da daha geniş imkânlarla seyâhat fırsatı elde etmiş oluyordu.

Evliya Çelebi'nin asıl dehâsı ise lisân üzerineydi. O zamanımıza kadar gelen en büyük dil ustalarından biriydi. Seyahatnâme, Türkçeden başka, Arapça, Macarca, Tatarca, Nogayca, Arnavutça, Yunanca, Slav dilleri, Ukraynaca, Kafkas dilleri, Gürcüce, Karmıkça, İtalyanca vs. 30 dan fazla yabancı dil içeriyor. Zayıf, narin ve çocuk yapılı bir bedene sahip olan Çelebi, atik, pratik ve oldukça da çevikti. Ata binmek ve cirit atmakta da bir o kadar mâhirdi. Çok seyahat etmesi sebebiyle de hiç evlenmemişti.

 
 
SEYAHATNAME
 
Evliya Çelebi, Seyahatname'sinde, gezdiği ülkelerin yeme içme alışkanlıkları, ekonomisi, giyim şekli, coğrafi durumu, dili, gelenek ve görenekleri hakkında ilginç bilgiler veriyordu. Gördüklerini ve gözlemlerini bu eserinde tarih ve yer belirterek yazmıştı.
 
Gerçekçi bir gözle izlediği olayları yalın ve duru, zaman zaman fantastik bir anlatımla halkın anlayacağı şekilde kaleme alırken, halkın anlayacağı deyimleri fazlaca kullanmıştı.

 

ÇELEBİ'NİN HAC YOLCULUĞU TARİHÇİLERE İLHAM KAYNAĞI OLDU-

Evliya Çelebi'nin 339 yıl önce hac ibadetini gerçekleştirmek üzere çıktığı yolculuk, Kanada, ABD ve İngiltere'den tarihçilere ilham kaynağı oldu.

İskoçya'da bulunan Edinburg Üniversitesi öğretim üyesi ve Türk tarihi araştırmacısı Dr. Caroline Finkel, Seyahatname ile ilgili çalışmaları sırasında tanıştığı araştırmacılarla 21 Eylül 2009'da Yalova'nın Hersek köyünden uzun bir yolculuğa başladı.

Ünlü seyyahın 1671'de hacca gitmek için Yalova'dan başladığı yolculuğunda izlediği güzergahın ilk bölümünü atla geçen Dr. Finkel ile Edinburg Üniversitesinden Gerald MacLean, Exerter Üniversitesinden Prof. Dr. Donna Lanry, Kent Üniversitesinden Susan Wirth ve New York Der Spigel'de görevli Therese Tardif, seyahat sırasında bazı yerleşim birimlerinde mola vererek Türk kültürüyle ilgili bilgiler edinip belgesel program için çekim yaptı.

Marmara ve Ege bölgelerinde 40 günlük yolculukları süresince çadırlarda konaklayan ve Küresel Konumlama Sistemi (GPS) cihazından yararlanan grup, l Seyahatname'ye ışık tutacak bir kitap ve belgesel ortaya çıkarmak için hazırlıklarını sürdürüyor.

EVLİYA ÇELEBİ VE İSTANBUL

10 ciltlik Seyahatnamenin Birinci kitabını  İstanbul’a ayıran Çelebi,Kentin tarihini Hazreti Süleyman’a kadar uzatır ve ilginç üslubuyla Osmanlı tarihini yaşadığı döneme kadar anlatır. Camiler ve diğer kutsal mekanlar ile gündelik hayat geniş bir yer tutar bu izlenimlerde. Çelebi İstanbul’un adlarını şöyle sayar;

“İstanbul’un Adlarım Söyler:İstanbul’un ilk yapısı Makdonye adını taşır. Andan Yan-ko bina ettiği için Yankovice dediler. Sonra İskender tekrar kurduğundan bu kez adı Aleksandri oldu. Ondan sonra da bir zaman Pozant dediler, bir zaman da Zondovina, Yağfuriye dediler. Dokuzuncu kez Kostantin yaptırdığı için Yunan di­linde Pozantiyum ya da Kostantiniye dediler. Nemçeliler Kos-tantinopol derler. Rus dilinde ise Terkuriye derler. Buna göre Grekler Grandoza, Macarlar Zendovar, Lehliler Kanatorya, Çekler Albanar, İskoçlar Herakliyan, Felemenkliler Astagania, İspanyollar Agrandoza, Portekizler Kostia, Araplar Kostantini­ye, İranlılar Kayser-i Rum-i Zemin, Hintliler Taht-i Rum, Mo­ğollar Çarğrad, Tatarlar ve Sakalibe ile Âl-i Osman’da yani Türkler de ise adı İslambol’dur. Türk’ün görkemi diye âleme ün salmıştır. Allah onu koruya!

İstanbulluların çoğu yaşadığı kenti ne yazık ki bilmiyor.

Şimdi 400 yıl önceden yazılmış bir kılavuz olduğu halde. Bu kılavuzu günümüz  Türkçesiyle yaygınlaştırmak elbette öneclikle üniversitelerin görevi.

Bahçeşehir Üniversitesi üstüne düşen görevi yerine getirmiş.

Evliya Çelebi ve İstanbul sergisi İstanbul meraklıları için şimdi ilk durak olabilir.

Yazan: CENGİZ ERDİL

Seher Müşfide Aybek
Genel Yayın Yönetmeni
 

Translate Page

 

TourismLifeInTurkey.com'un imtiyaz sahibi   TUYED EGD SKAL   ve   ITO   üyesidir.