| YOROS KALESİ *ÖREN YERİ OLACAK* |
08.08.2011 |
|
|
|
| İstanbul, Anadolu Kavağındaki Yoros Kalesinin ören yeri haline dönüştürülmesiyle yeni bir turizm alanı kazanacak.
|
|
|
YOROS KALESİ *ÖREN YERİ OLACAK*
İstanbul, Anadolu Kavağı’ndaki Yoros Kalesi’nin ören yeri haline dönüştürülmesiyle yeni bir turizm alanı kazanacak.
Tarihi geçmişi 800 yıla kadar dayanan Anadolukavağı'ndaki Yoros Kalesi’nde Temmuz 2010 'da başlatılan kazılar tüm hızıyla sürüyor. Bin 600 metrekarelik bir alana yayılan kazılar, Kültür ve Turizm bakanlığı ile Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü, finansmanıyla yapılıyor.
İç kale bölümünde yoğunlaşan kazılarda mimar, arkeolog, sanat tarihçileri ve işçilerden oluşan 20 kişilik bir ekip çalışıyor. Kazı başkanlığını Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Asnu Bilban Yalçın'ın yaptığı kazılarda bugüne kadar Bizans ve Osmanlı dönemlerine ait yapı ve günlük eşya kalıntılarına ulaşıldı.
Yoros kalesindeki kazı çalışmalarına ilişkin basın toplantısına İl Kültür ve Turizm İl Müdürü Prof. Dr. Ahmet Emre Bilgili, Beykoz Belediye Başkanı Yücel Çelikbilek ile Kazı Baskanı İstanbul Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Asnu Bilban Yalçın katıldı.
Prof. Dr. Ahmet Emre Bilgili, “Yoros Kalesi ve çevresinin kültürel potansiyeli çok yüksek. Burası İstanbul için çok ciddi bir turizm destinasyonu haline gelebilir. Kültürel miras olarak değerlendirilmesi, ortaya çıkan objelerin ve çevresinin düzenlenmesi için ciddi bir proje arayışı içerisinde olacağız. Kale ve çevresini Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın denetiminde bir ören yeri haline getirmemiz gerekiyor. Böylece burası gezilebilir bir mekan olacak ve İstanbul yeni bir turizm alanı kazanacak " diye konuştu.
Tarihi önemi büyük
Kazı ekibi başkanı Prof. Dr. Asnu Yalçın, Bakanlar Kurulu kararı ve Kültür ve Turizm Bakanlığının izni, İÜ'nün önderliği ile yürütülen kazı çalışmalarının önemine değinerek, ''Kalenin tarihini ortaya çıkarmak, yaşatmak ve gereken tüm sağlamlaştırma ve konservasyon çalışmalarını yapmak için buradayız'' dedi. Yunan ve Roma dönemlerinde, ''Hieron (kutsal alan)'' adını taşıyan bu bölgede, Zeus adına bir tapınak bulunduğunu söyleyen Yalçın, antik dünya insanı için bilinmeyen bir deniz olan Karadeniz'e açılacak gemilerin son uğrak yerinin, Yoros Kalesi olduğunu ifade etti.
Denizcilerin tapınakta adak verip, dua edip denize açıldıklarını anlatan Prof. Dr. Asnu Bilban Yalçın, “Burası tüm ortaçağ boyunca Hieron yani kutsal alan olarak kabul edilmiş. Siyasi açıdan da çok önemli. Herkes buraya sahip olmak istemiş. Ticari açıdan da çok önemli bir yer olmuş. Eskiden limanların uzaklığı Hieron'a göre hesaplanırmış. Tüm antik kaynaklarda ismi geçen bu yer, Orta Çağ'da bir gümrük yeri olarak karşımıza çıkıyor. Karadeniz'den gelen gemilerin gümrük vergilerinin toplandığı yer olduğunu görüyoruz.'' dedi.
Osmanlı’da kullandı
14. yüzyılda Osmanlı himayesine giren Yoros Kalesi'nin, uzun yıllar garnizon olarak kullanıldığını ifade eden Yalçın, birçok gezgin ve yazarın da bundan bahsettiğini, 1800'lü yılların başlarına kadar burada 20 haneli bir köyün olduğunu, bir cami ile bir hamam bulunduğunu ve bir grup yeniçerinin burada yaşadığını anlattı. Kazının, kaledeki yaşamı, kalenin yapılış tarihçesini ortaya çıkarma amacını taşıdığını belirten Yalçın, ikinci aşamada da kalenin konservasyonu ve günümüze daha sağlam bir şekilde gelebilmesini sağlayacak tüm tedbirlerin alınması amacıyla çalışma yapılacağını söyledi. .
Beykoz Belediye Başkanı Yücel Çelikbilek de Beykoz'da koca bir tarih yattığını ama bu tarihi şu ana kadar kamuoyuna veya dünyadaki tarihe meraklı insanlara sunamadıklarını söyledi. Çelikbilek, buraların çok özel yerler olduğunu, istenilse de buraların kurulamayacağını ve yenisini yapma şansının hiç olmadığını belirterek, ''Buralar yüz yıllar önce yapılmış, bizlere kadar gelmiş mirastır. Böyle bir mirasa sahip olmak Beykoz için büyük bir şans. Beykoz, Asya'nın Avrupa'ya bakan yüzü. Beykoz'un bu şekliyle dünyaya tanıtılması gerekiyor. İnanıyorum ki, buralar daha da güzelleşecek'' diye konuştu.
Yoros Kalesi İstanbul’un tarihine ışık tutuyor
Beykoz Anadolu Kavağı sırtlarindaki Yoros Kalesi kazısı, kentin kültür ve turizm hayatına İstanbul’un tarihi açısından çok önemli tarihi değerler kazandırıyor. İstanbul Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Asnu Bilban Yalçın başkanlığında sanat tarihçileri, arkeologlar, restoratörler ve mimarlardan oluşan 20 kişilik bir ekip tarafından iki yıldır süregelen kazıda; Roma, Bizans ve Osmanlı dönemlerine ait yapı kalıntıları bir bir ortaya çıkarılıyor.
Yoros Kalesi, İstanbul’un ayakta kalan tek ortaçağ kalesi. Roma, Bizans, Osmanlı dönemlerinde Karadeniz ile Ege arasındaki ticari, askeri, vs. deniz trafiğinin kontrolü kaleden yapılıyordu. Yoros Kalesi, yanlış bir inanışla halk arasında Ceneviz Kalesi olarak anılsa da yapılış tarihi tam olarak bilinmiyor. Kale daha önce burada bulunan bir yapının yerine yapılmış. Eski yapının malzemeleri de kalenin inşasında kullanılmış.
Ortaçağ boyunca bir güç simgesi olan kale, aynı zamanda gümrük noktası olarak da kullanılıyordu. 14. yy' da Genovalıların, sonra da Yıldırım Bayezit döneminde Osmanlıların eline geçti. Türk ve batılı seyyahların anlatımlarına göre 18. yy. sonlarına kadar içinde hamam, cami ve askerlerin ailelerini barındıran küçük bir köy görünümündeki kale, Osmanlı döneminde garnizon olarak kullanılıyordu. .
Antik çağda kalenin bulunduğu tepe Zeus Hieron’u adıyla anılıyordu ve kutsal alan olarak kabul edilmişti. Tarihçi Petrus Gyllius’un verdiği bilgilere göre Hieron kutsal alanında antik çağın en önemli tapınaklarından biri olan “Uygun Rüzgarlar Tanrısı” adına yapılmış Zeus Ourios tapınağı ile aralarında Artemis ve Denizler Tanrısı Poseidon’un da olduğu 12 Yunan Tanrısına adanmış bir tapınak daha bulunuyordu. Tapınakların yukarısında da daire biçiminde ilerleyen bir sur yapısı ve sur içinde de berkitilmiş bir kale yer alıyordu. Kalenin eteklerinde 300 geminin demirleyebildiği bir de liman vardı.

Argonotlar da dua etti
Antik çağda Boğaz’ın Karadeniz’e açılan noktasında konumlandığı için “Denizin Kapıları” adıyla anılan noktada kurulan tapınaklar, kale ve eteğindeki liman Ege ve Akdeniz’deki Yunan kolonileri ile Karadeniz arasında ticaret yapan denizcilerin ve gemilerin uğrak yeriydi. Tarihi kayıtlara göre bu nokta dünyanın en işlek yerlerinden biriydi. Denizciler tapınaklarda uygun rüzgarlar vermesi için Zeus’a ve diğer tanrılara dua etmeden yollarına devam etmezlerdi. Gücün ve zenginliğin simgesi Altın Postu almak için “Argo” isimli hızlı gemileriyle Yunanistan’dan yola çıkıp Gürcistan’a (O dönemki adıyla Kolhida) giden İason başkanlığındaki Yunanlı kahramanlar; yani Argonotlar da burada dua ettiler. Pers kralı Darius da Yunanistan seferinde, kaleye oturup içi asker dolu Pers gemilerinin Boğaz’dan geçişini zevkle seyretmişti.
Kaleyi elinde tutan, denizlerin ve deniz trafiğinin kontrolünü de ele geçireceğinden, Yoros Kalesi Bizans ile Khalkedon arasında mülkiyet tartışmalarına da neden olmuştu. Khalkedonlular buranın kendi mirasları olduğunu ileri sürseler de, gemi sayısı bakımından güçlü oldukları için denizin kontrolünü elinde tutan, Karadenize açılan deniz trafiğini kimseye kaptırmak istemeyen Byzantion, kale ve tapınağın bulunduğu alanı para vererek satın almıştı.Tarihi kaynaklar, İmparator Justinianus’un 6. yy’da bir kont’u görevlendirerek buradan geçen gemilerden vergi aldığını da yazıyor.
Yoros Kalesi kazısı, tarihi ve kültürel bir değerin ortaya çıkarılması, korunması ve gelecek kuşaklara aktarılması açısından çok değerli bir çalışma olduğu kadar, Beykoz ve İstanbul’a gelen turist sayısının artmasında ve İstanbul’da kalış sürelerin uzamasında da çok önemli bir katkı sağlayacak.
Gücün simgesiydi
Fatih’in zincirleri burada olabilir
Kalenin, deniz savaşlarında aktif rol oynadığı, iki deniz savaşına tanıklık ettiği biliniyor. Yoros Kalesinin tam karşı kıyısında (Rumeli Kavağı’nda) bir başka Bizans Kalesinin daha varlığı kazı ekibinin araştırmaları ile tespit edildi. Boğazın iki yakasına Fatih Sultan Mehmet döneminde gerilen zincirin bir eşinin de bu iki kale arasında olduğu düşünülüyor.
Osmanlı sonrası uzun yıllar kendi kaderine terkedilen kale, son yıllarda gelen ziyaretçilerin piknik alanı olmuştu. Ziyaretçilerin hor kullandıkları, çöplerini bırakıp gittikleri, ateş yakıp duvarlarına zarar verdikleri kalenin 16 metrelik burçlarının içi de yersiz yurtsuzların alem yerine dönüşmüş durumdaydı. Yılın her döneminde yerli ve yabancı turistlerin ilgisini çeken, hafta sonlarında bin kişinin uğrak yeri olan, İstanbul kültür turlarında yer alan kale ve çevresinde 2005 yılında İstanbul Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Asnu Bilban Yalçın başkanlığında yüzey araştırması başlatıldı. Boğaziçi’nin Topoğrafyasını ortaya çıkarmak amacıyla baslanan yüzey araştırmaları kalede bilimsel bir kazı yapılması gerekliliğini ortaya koyunca, gerekli girişimler yapıldı. Bakanlar Kurulu’ndan kazı izni alındı ve 2010 yılının Temmuz ayında, Kültür ve Turizm Bakanlığı ve İstanbul Üniversitesi işbirliğiyle sanat tarihçiler, arkeologlar, restoratörler ve mimarlardan oluşan ekip kazı çalışmalarını başlattı.
Yüzlerce poşet çöp çıktı
Yoros Kalesi kazısı İstanbul Üniversitesi'nin kentte yürüttüğü ilk ve sistemli arkeolojik kazı. Hazırlanan uzun soluklu proje kapsamında kazıya öncelikle kalenin temizliği yapılarak başlandı. Sur duvarları üzerindeki yoğun sarmaşık ve sık bitki örtüsü ayıklandı. Kazı ekibinin yaptığı temizlik çalışmalarında kale içinden yüzlerce poşet dolusu çöp çıkarıldı.
Duvarlarda yer alan grafitiler ve yazılar, uzman restoratörler tarafından temizlendi. Şubat 2010'da kale duvarları tahrip edilerek önemli bir monogramı çalınan kalenin, güney kulesinin dış cephesindeki arma horasan harcı yapılarak sağlamlaştırıldı.
Kazı çalışmaları alanda yapılan jeofizik çalışmalarının sonuçlarına göre yönlendirildi. İç kalede kuzey-güney doğrultulu bir yapı tespit edildi. Yapılan kazı çalışmaları sırasında yapının bir yangın geçirerek hasar gördüğü anlaşıldı. Olasılıkla Osmanlı dönemine ait olan yapı içinde yoğun miktarda günlük yaşama ait çanak-çömlek parçaları bulundu. Ekibin buluntular üzerindeki laboratuar çalışmaları halen sürüyor.
İç kale buluntuları
2011 yılı kazı sezonunda ise açmaların sayısı beşe çıktı. Bir açmada kalenin su ihtiyacını karşılamak üzere yapılmış bir su dinlendirme havuzu, Bizans döneminde yapılmış, Osmanlı döneminde de kullanılan temiz su künkleri, iki fırın ve üç adet harç işliğine ait taş tekne bulundu. Taş teknelerin harç karmak için kullanıldığı ve harçların kalenin yapımında kullanıldığı düşünülüyor. Diğer açmalarda ise kalede yaşayanların yapıyı terkederken yanlarında götüremedikleri eşyaları gömdüklerini düşündüren çukurlara ulaşıldı. Bu çukurlarda sikke, seramik vs. gibi çeşitli buluntulara rastlandı. Sultan III. Mustafa dönemine ait bir gümüş sikke, iki metal gülle, Osmanlı dönemine ait fincanlar, iki lazımlık, yoğun miktarda seramik kap parçaları, tütün içmek için kullanılan pipolar, metal kapı kilitleri, ahşap çivileri de çıkan buluntular arasında.
Sponsor desteği lazım
Yoros Kalesi kazısı, arkeoloji dünyası tarafından da ilgiyle izleniyor. Yabancı bilim adamlarından oluşan heyetler kazıyı ziyaret ediyor. Yurtdışından işbirliği teklifleri geliyor. Bilindiği gibi kazının gerçekleşmesi kadar; tarihi eserlerin korunması ve ortaya çıkarılan yapılara işlev kazandırılması çok önemli. Kale ve çevresi, manzarasının güzelliği nedeniyle yerel halkın ilgisini çekiyor. Ziyaret etmenin yanı sıra, piknik yapmak amacıyla her gün yoğun bir kalabalığın ziyaret ettiği alan, hafta sonlarında adeta ziyaretçi akınına uğruyor.
Kazı ekibinin öncelikli amacı; kalenin tarihini ortaya çıkarmak ve sonraki yıllarda da restitüsyon, onarım ve restorasyon projelerini hayata geçirmek. Böylesine önemli bir süreçte, ziyaretçilerin ilgi odağı alanın korunması hayati bir önem taşıyor. Kazı Başkanı Prof. Dr. Prof. Dr. Asnu Bilban Yalçın, öncelikle yerel halkın kazıyı ve kaleyi koruma bilincine sahip olmasının gerekliliğini düşünüyor. Beykozlular ve İstanbullular, dünya kültür mirası olan kale ve çevresine sahip çıkarsa, çok büyük bir yol katedilecek. Kalenin, gelecek nesillere miras kalabilmesi için bir süreliğine ziyarete kapalı tutulması şimdilik alınan önlemlerden biri.
Sualtı çalışmaları da kazının ilerideki yıllarda yapılacak aşamalarından bir diğeri. Bu bölgede 9. ve 11. yy.' larda yapılmış deniz savaşlarına ait batıkların olabileceğini hatta daha erken bir döneme ait liman kalıntılarının olabileceği düşünülüyor. Ortaçağ yazarlarının belirttiği iki yakayı birbirine bağladığı söylenen zincire dair veriler de böylece elde edilebilir. Bakanlık izniyle ileriye dönük olarak İstanbul Üniversitesi'nin içinde kısa süreli bir sergi, İstanbul Üniversitesi adına “Kaleler” ya da Bizans-Osmanlı dönemlerine ait sergiler sempozyumlar gibi etkinlikler ve benzer projeler de kazı ekibinin hayallerini süslüyor.
Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın sunduğu çok değerli katkılarına ek olarak Yoros Kalesi’nin hızla dünyanın imrenebileceği bir çekim merkezine dönüşebilmesi için sponsorlara ihtiyaç duyuluyor.
Haberi ve bilgileri Yazan ve Görüntüleyen:Aynur Gürsor |
|
| Seher Müşfide Aybek |
| Genel Yayın Yönetmeni |
|
|
|
|
|
|
|
Kategorileri görmek için lütfen buraya tiklayiniz...
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|