Web Toolbar by Wibiya
 

BİLİM,SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI NİHAT ERGÜN,EGD NİN MİSAFİRİ OLDU. 07.09.2011
EGD Başkanı Celal Toprak ve üyeler,ismi değişerek yenilenen bakanlığın yeni işlevlerini,bakanın anlatımıyla kendisinden dinlediler..
 
 
BİLİM,SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI NİHAT ERGÜN,EGD NİN MİSAFİRİ OLDU.

Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Nihat Ergün, Ekonomi Gazetecileri Derneği'nin (EGD) toplantısına katıldı.EGD Başkanı Celal Toprak ve üyeler,ismi değişerek yenilenen bakanlığın yeni işlevlerini,bakanın anlatımıyla kendisinden dinlediler…

Ekonomi Gazetecileri Derneği (EGD) Buluşmaları devam ediyor... Bu kapsamda 07 Eylül 2011 Çarşamba günü Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Nihat Ergün Ekonomi yazarlarının çoğunluğu oluşturduğu geniş bir toplantıda EGD üyeleriyle bir araya geldi... Bakanlığın yeni yapısı ve yeni çalışmaları hakkında bilgi verdi…
Toplantının sonuna doğru,Nihat Ergün üyelerin sorularını  cevapladı.

 
''TÜBA'YI TEMEL BİLİMLER KONUSUNDAKİ ARAŞTIRMALARIN AKTİF UNSURU HALİNE GETİRMEK İSTİYORUZ''

Ergün yaptığı açılış konuşmasında TÜBA'yı ünlü akademisyenlerin, bilim adamlarının sadece bireysel çalışma yaptıkları bir yer olmaktan daha organize çalışmalar yaptıkları bir yer olmaya doğru yöneltmek istediklerini söyledi.

Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Nihat Ergün TÜBA'da akademisyenlerimizin,değerli hocalarımızın ne kadar özgürce, bilimsel çalışma yapabileceklerini önümüzdeki süreçte çok rahat görebileceklerini söyleyebiliriz'' dedi.

 
Nihat Ergün, şunları kaydetti:
''Enstitüler kurabilmek ve o enstitüleri destekleyebilmek. Amacımız da
TÜBİTAK'ta daha çok teknolojik araştırmalara ağırlık vermek TÜBA'da da temel bilimlerdeki araştırmalara ağırlık vermek. TÜBA ve TÜBİTAK
arasındaki ilişkiyi de farklı bir şekilde kurgulamak istiyoruz.

TÜBA'yı temel bilimler konusundaki araştırmaların aktif unsuru haline
getirmek istiyoruz. Bu nedenle de kadrosunu zenginleştirmek gerekiyor.
Madem ki temel bilimler, hem fen bilimleri hem de sosyal bilimler
konusunda yeni enstitülerin kurulması ve desteklenmesi TÜBA üzerinden
olacaktır, o zaman TÜBA'nın hem asli üyeleri hem asosiye üyeleri hem
de şeref üyeleri konusunun yeniden ele alınması gerekiyordu. Bu
nedenle hem asli üyeler hem asosiye üyeler çeşitlendirilmiş oldu.

Mevcut asli ve asosiye üyeler görevlerine devam ediyorlar, onlara
ilaveten YÖK'ün bir kontenjanı var, Bakanlar Kurulu da oraya üye
verecek. Bu üyeler, gerçekten bilim adamı ve ulusal ve uluslararası
düzeyde kabul görmüş bilim adamı olma ölçüsüne sahip kişilerden
oluşacak. Bunların ideolojik bir yaklaşım içinde ele alınması hem
mümkün değil hem doğru da değil. Somut ölçü. Bilim adamlığı
konusundaki en önemli ölçü ne?... Yayın sayısı, buluş sayısı, patent
sayısı vesaire... Bunlar sayılabilir şeylerdir. Bütün bunları
sayabiliriz ve kamuoyu ile paylaşabiliriz. Zaten ULAKBİM'de bunlar
paylaşılıyor.''

Bilim adamları açısından ideolojik ölçüler koyamayacaklarını, bilimsel
ölçülere göre hareket etmek mecburiyetinde olduklarını söyleyen Ergün,
onun da yaptığı yayın sayısı, o yayınların değeri ve o yayınların
almış olduğu atıflar olduğunu, bunların sayısına göre bir
değerlendirme yaptıklarında Türkiye'deki bilim adamlarından, bilimler
akademisine üye olacak kişilerin belirlenmesinin çok da zor meseleler
olmadığını, herkesin önünde şeffafça halledilebilecek meseleler
olduğunu belirtti.

Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanı Nihat Ergün, Türkiye'nin bir
resesyona girmesinin bugün itibariyle söz konusu olmadığını,
Türkiye'nin hesabını kitabını dünyadaki gelişmeleri de dikkate alarak
yaptığını bildirdi.

Ergün, Ekonomi Gazetecileri Derneği üyeleri ile gerçekleştirdiği
toplantıda gazetecilerin sorularını yanıtlarken, dünyadaki ekonomik
gelişmeler dikkate alındığında Türkiye'de bir durgunluğun yaşanıp
yaşanmayacağı sorusunu şöyle yanıtladı:

''Türkiye'nin bir resesyona girmesi bugün itibariyle söz konusu değil.
Türkiye, hesabını kitabını dünyadaki bu gelişmeleri de dikkate alarak
yapıyor. Geçen Merkez Bankası'nın üst üste aldığı kararlarla ilgili
Türkiye'de önemli tartışmalar yapıldı. Sonradan görüldü ki dünyadaki
gelişmeler ve Türkiye'nin öncelikleri, bazı kararların proaktif
şekilde alınmasına da gerek duyulduğunu gösterdi. Merkez Bankası
proaktif bir tavırla attığı adımlarla, Türkiye ekonomisinin bir
durgunluğa girmesinin önünde gerektiği zaman önlemleri alabileceği
mesajını da verdi. Türkiye ekonomisinin durgunluğa girmesine rıza
gösterecek bir yaklaşım içinde olamayız. Tabii ki dünyadaki gelişmeler
bizi de kısmi olarak etkileyebilir. Ama o gelişmeleri yakından takip
ederek, proaktif şekilde önlemler alınarak eğer çeşitlendirme
gerekiyorsa çeşitlendirme, iç pazarda birtakım genişleme imkanları
varsa iç pazarın genişletilmesiyle ilgili tedbirler... Yani esnek bir
yapıyla Türkiye'nin herhangi bir şekilde ekonomisinde bir sıkıntı
yaşamadan, bir durgunluk yaşamadan bu süreci devam ettirmesi daha
önemli...''

Son gelişmeler çerçevesinde uluslararası derecelendirme kuruluşlarının
Türkiye'yi daha yatırım yapılabilir ülkelerden bir tanesi olarak
gördüğünün söylenebileceğini ifade eden Ergün, finans yapısı, mali
disiplin, bütçe dengeleri, borçlanması, yatırım ortamındaki
iyileştirmeler itibariyle ve petrol, emtia fiyatlarıyla ilgili
gelişmelerin Türkiye ekonomisindeki etkilerini de dikkate alarak,
Rusya'daki yapıyı mukayese ederek, Rusya'dan Türkiye'ye daha fazla
yatırımların kayabileceği mesajlarını verdiklerinin de görüldüğünü
söyledi.

 
Bakan Ergün, ''Dolayısıyla Türkiye açısından önümüzdeki süreç iyi
yönetildiği müddetçe herhangi bir endişe verici durumun yaşanacağını
bize göstermiyor. Bilakis daha iyi bir performans gösterebileceğini
söyleyebiliriz'' dedi.

Ergün, Ekonomi Gazetecileri Derneği (EGD) üyeleri ile gerçekleştirdiği
toplantıda yerli otomobil üretimiyle ilgili soruları yanıtladı.
Türkiye'de büyüyen bir otomobil pazarı bulunduğuna ve önümüzdeki bir
kaç yıl içinde iç pazarın 1 milyon rakamını yakalayacağına dikkati
çeken Ergün, şunları kaydetti:
''2011 yılında da herhalde iç pazar 600 bini geçecek. Bu iç pazarın
üçte biri Türkiye'deki üretimden karşılanıyor, üçte ikisi tamamen
ithal otomobilden karşılanıyor. 1 milyona ulaştığı zaman da böyle
olacaksa bu da bizim açımızdan kendi iç büyük pazarımızı görmezden
gelmek anlamına geliyor. Ben şahsen şuna inanıyorum, üreteceğimiz
otomobil alelade bir şey olmayacak, mevcut ürettiklerimizle aynı
teknolojiye, tasarım gücüne, konfora sahip, orta gelir guruplarının
rahatça ulaşabileceği bir otomobil olacak. İlk etapta bunun pazardan
yüzde 20 pay alabileceğini düşünüyorum. Bu marka pazara en azından 2-3
modelle çıkacaktır. Bunun dış pazar şansı da olacaktır.''
Otomobil Sanayii Derneği'nin (OSD) bu konuda hazırladığı kapsamlı
raporu bu ay içinde Bakanlığa takdim edeceğini anımsatan Ergün, bu
konuda istekli olan işadamları bulunduğunu, isteklilerle bu raporu
aldıktan sonra bir araya geleceklerini, üretimle ilgili süreci de
başlatmış olacaklarını belirtti.
İşadamı Abdülkadir Konukoğlu'nun yerli otomobille ilgilendiği
yönündeki sözlerinin hatırlatılması üzerine de Ergün, ''Abdülkadir Bey
de zaten iş makinesi üretimi yapan arkadaşlar, otomotiv sektörüne de
yabancı değiller. Başkaları da olabilir, bir konsorsiyum olabilir, bir
işbirliğine gidilebilir. Çok geniş seçenekler var. Bu seçenekleri
konuşacağız'' dedi.
Bakan Ergün, bünyesinde bir çok markayı bulunduran Otomotiv Yetkili
Satıcıları Derneği'nin (OYDER) yerli otomobilde pazarlama ağının
önemli bir unsuru olarak görev almaya hazır olduğunu ilan ettiğini,
bunun da olumlu bir yaklaşım olduğunu kaydetti.
Ergün, ''Böyle bir şey olduğu zaman arazi tahsisinden tutun da onun
teşviki ile ilgili, kamuda kullanımı ile ilgili onun satışı ile
ilgili, finansmanı ile ilgili, bir çok alanın birden düzenlenmesi
gerektiğini bilerek ona dönük bazı çalışmalar yapıyoruz'' dedi.
''O zaman en büyük alıcı kamu mu olacak?' şeklindeki soruya da Ergün,
''En büyük alıcı kamu olmayabilir ama kamu araç satın alırken yerlilik
oranı en yüksek olan bir aracın satın alınmasını doğal olarak ön plana
alacaktır. Zaten bu dönemde dikkat ederseniz yeni bir Başbakanlık
genelgesi yayınlandı. Bundan sonra kamu alımlarında Türkiye'de
üretilen ürünlerin satın alınması konusu çok daha fazla ön plana çıkan
bir konu haline gelmiş oluyor'' yanıtını verdi.

 
Bakanlığın adı ve yapısının hedeflere uygun olması için yeniden ele
alındığını, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı olarak
kurgulandığını, bakanlığa TÜBİTAK ve Türkiye Bilimler Akademisinin
(TÜBA) ilave edildiğini hatırlatan Ergün, TÜBİTAK ve TÜBA'da da bazı
değişiklikler yapıldığını, bu değişikliklerin temel nedeninin yeni
dönemin vurgusuna uygun bilimsel ve teknolojik altyapı oluşturmak
olduğunu söyledi.
Her iki kurumda son derece yetkin bilim adamları bulunduğunu, şimdiye
kadar çok güzel faaliyetler yürüttüklerini, bugün meyvelerin toplanma
zamanı geldiğini söyleyen Ergün, ''Bir ülkede temel bilimler zayıfsa
teknolojik araştırmalar güçlü olamaz. Bu nedenle temel bilimler
konusunda da bir atılıma ihtiyaç var. Hem fen bilimleri hem de sosyal
bilimler alanında daha ciddi araştırmaları ön plana alan bir dönemi
yakalamak mecburiyetindeyiz. İyi matematikçileriniz, iyi
fizikçileriniz, kimyacılarınız yoksa teknolojik araştırmalar konusunda
nasıl ilerleme kaydedebilirsiniz? Bu temel bilimler konusunda iyi
olmalıyız ki teknolojik araştırmalar konusunda da iyi olabilelim''
şeklinde konuştu.

''TEK BİR NEDENİ VAR, ZENGİNLEŞTİRME''-

Sorular üzerine de Ergün, TÜBA'da şu anda son derece yetkin bilim
adamları bulunduğunu vurgulayarak, şöyle devam etti:
''Bunun dışında da çok kenarda kalmış, artık aktive olabilecek,
TÜBA'daki enstitülerde görev alacak insanlar var. Hem mevcut yapıyı
koruyalım, hem de biraz zenginleştirelim. Bakanlar Kurulundan TÜBA'ya
üye seçilsin. Ölçüler içindeki insanlar seçilsin. YÖK Genel Kurulundan
gelsin. Bir de TÜBA'nın kendi Genel Kurulu üçte birini oluştursun. Üçe
bölünmüş oldu. Böyle bir zenginleştirme yapalım. Bunun tek bir nedeni
var, zenginleştirmedir. Bu zenginlik, TÜBA'ya farklı bakış açılarının
yansımasıdır. Bu zenginleşmeyle TÜBA'nın enstitülerde temel bilimlerde
çok daha aktif rol alabileceğini düşünüyorum.''
Fransız Devriminin idama mahkum ettiği bir bilim adamını hatırlatan
Ergün, bu kişinin cumhuriyetçilerin bazı görüşlerine karşı çıkan bir
bilim adamı olduğunu, yargılama sırasında itiraz edildiğini,
mahkemenin ise ''Fransız Cumhuriyetinin bilim adamlarına ihtiyacı
yoktur'' dediğini anlattı.
Nihat Ergün, şöyle devam etti:

 
 
''Bizim cumhuriyetimizin bilim adamlarına çok ihtiyacı var. Ve her
çeşit bilim adamına çok ihtiyacı var. Hiçbir bilim adamımızı zayi
edemeyiz. Şu ya da bu nedenle hiçbir bilim adamımızın bir görüşünün,
bir çalışmasının zayi edilmesi lüksüne ihtiyacımız yoktur. Onun için
her bilim adamımızın, kenarda kalmış her bilimi adamımızın fikri,
düşüncesi bizim için önemli olacak. Onun için orada alabildiğine bir
akademik özgürlük çerçevesi oluşturmayı ve bunun için de
zenginleştirmeyi hedefledik. Başka da nedeni yok.''

-''KENARDA KALAN OLSUN İSTEMİYORUZ''-

Dünyanın çeşitli yerlerinde çalışan bilim adamlarıyla bundan sonra
yılda bir defa bir araya gelerek fikir alışverişinde bulunup kendi
fikirlerini, tecrübelerini paylaşmalarını sağlayacaklarını kaydeden
Ergün, böylelikle TÜBİTAK ve TÜBA bünyesinde de dışardaki bilim
adamlarının bazı çalışmalar yapabilmelerine ve birikimlerini buraya
aktarmalarına daha fazla imkan sağlayacaklarını söyledi.
Ergün, konuşmasını şöyle sürdürdü:
''Türkiye, kendi potansiyelini zayi etme lüksüne sahip değil. Bizim en
büyük zenginliğimiz yerin altında değil. Petrol ve doğal gaz
zenginlikleri, maden bizi zengin edecek unsurlar değil. Bizim
zenginliğimizin yerin üstünde olduğunu bilmemiz lazım. Bu toplumun
içinde, bizim en büyük zenginliğimiz insan gücümüz. Bizim düşüncesi,
inancı, yaşantısı nedeniyle bir tek insanımızı bile zayi etme lüksümüz
yok. Çünkü en büyük zenginliğimiz orada. Biz ne tartışmaların içinden
geçtik Türkiye olarak. Yazık oldu insanlarımıza. Birçok insanımızın
hayatı etnik tartışmalar yüzünden karardı. Türkiye'ye hiçbir şey
katamadı. Hatta Türkiye adına zarar oldu. Senelerce laiklik
tartışmalarının içinde boğulduk. Birçok insanımız laiklik tartışmaları
içinde heder oldu gitti. Tahsil göremedi, bilim yapamadı,
potansiyelini açığa çıkaramadı. İdeolojik tartışmalar içinde ciddi
zayiatımız oldu. Örnekler söyleyelim; Halil İnalcık... Dünyanın en
ünlü Osmanlı tarihçisi... Ama burada vaktiyle çalışma fırsatı
bulamadı. Bazı liberal düşünceleri nedeniyle dışlandı. Kemal Karpat,
Şerif Mardin... Bunlar sosyal bilimlerde Türkiye'nin en ünlü dünya
çapındaki bilim adamları. Ama biz bu bilim adamlarını belli dönemlerde
bu ülkenin dışına göndermek, onların birikiminden istifade etmeme gibi
bir gafletin içinde olduk. Artık böyle bir şeyin içinde olamayız.
Böyle bir lüksümüz yok. Bir adam istediği kadar solcu olabilir,
istediği kadar sağcı olabilir, istediği kadar liberal olabilir. Ne
olursa olsun bilim adamıysa, bu ülkeye bilim adına katacağı bir şey
varsa gelsin, önü alabildiğince açıktır. Bizim için düşüncesinin,
yaşantısının hiçbir önemi yoktur.  Yaptığı bilimsel çalışma ve ülkeye
katacağı değerin önemi vardır.''

-YATIRIM ORTAMININ İYİLEŞTİRİLMESİ...-

Yatırım ortamının iyileştirilmesine yönelik çalışmalarla ilgili
sorular üzerine de Ergün, yatırım ortamının iyileştirilmesinin
unsurlarından birisinin de istihdamla ilgili gelişmeler olduğunu
anlatan Ergün, istihdamı genişletici bir takım önlemlerin, istihdam
üzerindeki yüklerin belki azaltılmasına ilişkin tedbirlerin,
sanayicinin beklentileri, taleplerinin de bunun içerisinde olacağını
ifade etti.
Kıdem tazminatı konusunun da istihdam konusunun içerisinde bir unsur
olarak ele alınacağını söyleyen Ergün, ''Hem işverenin üzerinde,
özellikle KOBİ'lerin üzerinde çok ciddi yük oluşturabiliyor belli
zamanlarda. Bu yükü hafifletmek, hatta ortadan kaldırmak hem de
çalışanların hukukunu koruyan bir şekilde çözüme kavuşturma imkanı
olduğunu düşünüyoruz. Esnek çalışma modelleri de bunun unsurlarından
bir tanesi olacak. Part time çalışmalar belki yeniden bir düzene
sokulmuş olacak. Özel istihdam büroları konusu tekrar bu meselenin
içerisinde hep birlikte tartışılacak'' şeklinde konuştu.
Derecelendirme kuruluşlarıyla ilgili bir soruya karşılık ise Ergün,
şunları kaydetti:
''Kredi derecelendirme kuruluşlarının Türkiye'ye karşı haksız yaklaşım
içinde olduklarını hep söyleyegeldik. Bunda da haklı çıktık. Türkiye
çok daha sağlıklı bir zemine oturduğu halde, Türkiye'nin notunu
artırmamak için veya gıdım gıdım artırmak için bir çaba içindeyken,
bazı ülkelerin notunu bol bol veren, ya da düşmesi gerekirken
düşürmeyen bir yaklaşım içinde olduğunu... Onlarda bir itibar kaybına
da yol açtı aslında. Şimdi bir toparlanma var. Bizim de itirazlarımızı
onlara karşı yüksek sesle dile getirmemiz gerekiyor. Siz ne yaparsanız
yapın Türkiye öne çıkıyor, gittiğimiz yerlerde bu tartışmaları her
zaman görüyoruz. Daha doğru bir istikamette ben şahsen ilerlediklerini
görüyorum.''
Ergün, bir başka soruya karşılık, part time çalışma konusu sağlıklı
bir yere oturduğunda, bundan ilk etapta en fazla kadınların istifade
edeceğini söyledi.
Organize Sanayi Bölgesi (OSB) yatırımlarıyla ilgili olarak de Ergün,
OSB'lerden bine yakın arsa talebi bulunduğunu, hepsinin dolması
durumunda OSB'lerde 400 bin istihdam olacağını belirtti.
OSB'lerde tahsis alıp da süresinde yatırım yapmayanlardan ise arsaları
geri aldıklarını ve tahsisleri iptal ettiklerin ifade eden Ergün,
''Dün akşam itibariyle 270 civarında parsel tahsisi iptal edilmişti.
10 yıl önce, 15 yıl önce tahsis almış, 10 yıldır hiç çivi çakmamış.
Adete kuluçkaya yatar gibi üstüne yatmış, bir şey yapmıyor. Yapacak
adam arsa arıyor bulamıyor, yapmayacak adam arsanın üstüne yatıyor.
Böyle bir şeye razı olamazdık. Bu iptal süreçleri de başladı'' diye
konuştu.
Haber metni:A.A.

 


 

Seher Müşfide Aybek
Genel Yayın Yönetmeni
 

Translate Page

 

TourismLifeInTurkey.com'un imtiyaz sahibi   TUYED EGD SKAL   ve   ITO   üyesidir.