
OLMAZ Kİ! BÖYLE DE ANİDEN HASTALANILMAZ Kİ!
CANIM ARKADAŞIMIZ HÜLYA
AKYUR’TA OLAN VEFA BORCUM, UZUN ZAMANDIR YAZMAK İSTEDİĞİM ÇINAR HOTEL’İ ONUN
KALEMİNDEN YAYINLAMAMI GEREKTİRDİ… Hülya’mıza Yüce Allah’tan acil şifalar
diliyorum…
Hikayeler anlatan bir otel...
www.turizmguncel.com portalındaki köşesinden alındı.

Yazdım, çünkü... Düşünürken
mektup yazıyorum; bazen birine, bazen de bir yerlere... İnanın bu böyle... O an
kaleme alsam kalacak, almazsam akıyor ve gidiyor... Bazen durdurup zihnimi
alıyorum kalemi-kağıdı elime, onlar benim oluyor işte... Kimi zaman da yazdığım
ve arkadaşlarımın büyük bir coşkuyla karşıladıkları şiir gibi mail'ler
yazıyorum... İçimden geliyor... Bu benim... Ve sanki biraz da Tanrısal bir güç
var içimde... Çoktandır yazamadım!.. Suçluluk duygusuyla kıvrandım... Sonra
benim için önemi olan -ve de hikayesi- bir şey geldi aklıma... Bazen köyümüz
istila ediliyor diye sahile gelip her tarafı kirletenlere kızsak da Yeşilköylü
olmak ayrıcalık... Çarşıya çıktığınızda esnafla selamlaşmak -sahildeki baloncu
bile buna dahil!-, iyi komşulara sahip olmak, yeşili kucaklamak, kuş
cıvıltıları ile uyanmak özel sahiden... Çınar Hotel de ortak paydamız... Eski
Türk filmlerden herkesin tanıdığı, pek çok kimsenin hayatında yeri olan,
anılarla dolu bir tarih... Hikayesi olan, hikayelerle dolu bir otel... Çınar
Hotel... Benim anlattıklarım da biraz nostaljik biraz da gündelik... Bakalım
size neler hissedecek, sizler nerelere gideceksiniz benim sayemde?..

ÇINAR
AŞKINA
Çınar
Hotel... Adı gibi... Yeşilköy'ün simgesi... Nostalji... Bir yığın anılar...
Yemekler, buluşmalar ama en çok da yaz düğünleri, havuz sefaları... Bu otelde
diğerlerinde olmayan başka bir şey var... Bağlanmamızın nedeni... Bence düğüm
de çözüm de bu... Başka bir şey değil! Nedir derseniz?.. Yazının içinde
gizli!..
Hülya Akyurt

1958 yılı, Ağustos ayı... Yer yerinden oynuyor...
Kolay mı? Türkiye’nin 'ilk' beş yıldızlı özel sektör oteli Çınar'ın kapıları
açılıyor... Türkiye'de o dönemde yabancı yatırımı olan zincir bir otel -Hilton-
büyük bir sükseyle faaliyete başlamış ama Tevfik Ercan, yapılmayanı yapmış ve
ilk Türk yatırımı özel sektör oteli için girişimde bulunup bu özel projeyi
ülkemize kazandırmış... 1959 yılında Türkiye'de ilk Bilderberg Konferansı'na,
1961'de Uluslararası OEEC Konferansı'na ve tüm bu yıllar boyunca yüzlerce
uluslararası toplantıya büyük bir gururla ev sahipliği yapmış, Çınar Hotel...
Yüzlerce genç yeteneği de sektöre hazırlayıp kazandırmış, bir o kadar da yerli-
yabancı kayda değer konuk ağırlamış bu arada... Mesela 1971 yılında Prenses
Anne'i...
40
yıl sonra Çınar'da...
Eski
zamanlarda Yeşilköy, İstanbul'un önde gelen isimlerinin yaşadığı, daha çok bir
sayfiye yeri... Çınar Hotel, en havalı buluşma yeri... Kızlar-erkekler için
flört dönemlerine tatlı hatıraları olan yer... Sonra evlendikleri... Hatta
şimdi çocuklarını evlendirdikleri... O kadar yani... Bu tarz örnekler çok
Çınar'da... Evlenme yıldönümü için gelenler de... Ben geçtiğimiz yaz, terasta
yemeğe misafir beklerken süslü, kocaman bir masa ilgimi çekip sorduğumda
öğrendim, 40. yıl evlilik yıldönümü için sürpriz bir kutlama hazırlığı
olduğunu... Çocuklarıyla sade bir yemek yiyeceklerini sanan çift geldiklerinde,
aile bayağı kalabalıktı... Masada şamdanlar, çiçekler... Evlendikleri yer...
Önce bu hoş sürprizle son derece mutlu oldular... Sonra pasta geldi, üzerinde
düğün fotoğrafları... Bizler de kutladık onları... Ama aslında gece bu kadar
değildi! Bilmiyorlardı tabii... Otelin en güzel suit'inde kalacaklardı...
Eşyaları odadaydı...

Bir sürpriz de benden!..
Kendi adıma onlarla
tanıştığımda öyle mutlu oldum ve paylaştıklara an'a şahit olmaktan duygulandım
ki, ben de bir hediye vermek istedim! Gece açtım laptop'ı onlara hitaben bir
yazı yazdım, sonra bu yazıyı Çınar'a gönderdim, uzun olmasa kendi el yazımla
yazardım ama!.. Çok da şık bir zarf hazırladım, üzerine mini çiçekler
kondurdum... Sabahtan otelden 'çıktı' aldık, zarf tamamdı... İsimleri
öğrenmiştim zaten... Check out yaparlarken vermelerini rica ettim... Tatlı
büyüklerimizi görür görmez iletmişler, bizimkiler öyle şaşırmış, öyle
sevinmişler ki oteldeki arkadaşlara bile okutmuşlar... Sonra bir telefon aldım,
arayan Ülker Hanım... Mutluluğu tarif edilmez, bana o yazıyı tüm tanıdıklara
okuttuğundan söz etti... Ve o kadar övdü ki, ben utandım... Sanki çocuklarının
yaptığı sürprizin de üzerinde tutuyordu yaptığımı, yoksa istemeden rol mü
çalmıştım? Asla... Bana kitap yazmam konusunda telkinlerde bulundu kendisi...
Okuyan herkesin etkilendiğini, duygulandığını ve kalemimi herkesin çok
beğendiğini söyledi bana... Ne kadar sevindiğimi sanırım tahmin edersiniz...
Mektupta
neler yazılıydı?..
21 Ağustos 2010 tarihli mektubuma "Sevgili Ülker
Hanım, hayranlıkla izlediğimiz sizinle, 40 yıllık eşinizle ve güzel ailenizle
dün geceki sürpriz evlenme yıldönümüzde tanıştık… Çınar’da… Mehtaplı, esintili
güzel bir yaz gecesinde…" diye başlamışım. Kendisinin zarafeti,
hanımefendiliği ve içtenliği ile bizleri kendinize hayran bıraktığını yazmış
boylu poslu eşinin de halen alımlı ve yakışıklı olduğunu belirtmişim bu
arada... Güzel dileklerin ardından da "Mutluluk ve sevgi, daha o masada
hiç kimse yokken, sardı sarmaladı beni… İnanın müdürümüz Ramazan daveti var
sandığımda bana sizin hikayenizi anlatırken gözleri ışıltılı bir biçimde
paylaştı önce, servisteki arkadaşlarımız da seve seve koşturuyorlardı. Mutluluk
bulaşıcı… Sonra kardeşiniz ve eşiyle küçük konuşmalar geçti aramızda… Ve
sizinle… Şu an evde bilgisayarın başındayım, saat 03.00’a yaklaşıyor… Ben de
sizlere bir hediye vermek isterdim diye düşündüm… Sonra aklıma yazmak geldi…
Geriye kalan her şeyi düşünmüşlerdi, zaten size verdiler… Ne mutlu böylesi
çocuklarınız, kalabalık bir aileniz var… Bizimkilerin –anne, babamın- 40.
yıldönümlerini, biz de İzmir’den gelen halamlarla çoluk-çocuk kutlamıştık… Beni
o anlamlı geceye taşıdınız… Annemle akransınız, eşiniz de babam gibi uzun
boylu… Hiç yabancı gelmediniz… Biz de özel bir kutlama yapmış, onlara çok
farklı, yaratıcı ve anlamlı bir hediye hazırlamıştık…" diye devam etmiş,
sonra sözü Çınar'a getirmişim... İşte benim hikayem... "Ben yıllar yılı
bir turizm dergisinin yayın yönetmenliğini yaptım, sonra bir turizm duayeninin
hayat hikayesini kaleme aldığı kitabının editörlüğünü… Dört yıldır ise Çınar
Hotel’in PR Yönetmenliği görevini yürütüyorum… Önce İzmir’de, 30 yıldır ise
Yeşilköy’de yaşayan biri olarak bu otelin bende yeri ayrıdır… Bu gece otelimi,
çalışma arkadaşlarımı ve de misafirlerimizi ne kadar çok sevdiğimi de bir kez
daha fark ettim… Çınar’ı diğer otellerden en büyük farkı ‘ruhu’ olması bence…
Geçmişi olması… Sizinki gibi yaşanmışlıklar ‘özel’ kılıyor otelimizi… Görgülü
insanlar güzelleştiriyor… Şevk veriyor herkese… Ve de bizlere… İyi ki varsınız…
İyi ki karşımıza çıktınız…" Sonra sıra gelmiş finale... "Söz uçar,
yazı kalır diye düşündüm… Bir editörün en büyük hediyesi içinden gelen
kelimelerdir… Gelmezse kalem oynamaz zaten… Ben sizleri çooook sevdim… İçimden
gelenleri kağıda döktüm..." demişim, yine güzel temenniler sonrası,
"50. Evlenme Yıldönümüzü, yani “Altın Yıl Kutlamanızı” ise şimdiden merak
ediyorum. Evlatlarınız çıtayı o kadar yükseğe koydular ki!" diye bir cümle
ve sevgilerimle son noktayı koymuşum işte...

Çınar'ın farkı...
Çınar gerçekten de başka...
İlk faktör insan... Burada The Ritz-Carlton Hotel'in açılışında öğrenip çok
beğendiğim bir söz geçerli... "Biz hanımefendi ve beyefendilere hizmet
veren hanımefendi ve beyefendileriz"... Sözünü ettiğim yıllarını bu otele
-Çınar'a- vermiş "eskiler" özellikle... Gelenler zaten bilirler!..
Hepsi özel insanlar... Bana göre... Beyefendiler... Çalışan kadınlar da
asiller... Geçtiğimiz günlerde otelde yabancı havayollarının misafiri bir kişi
neredeyse bir buçuk ayını geçirdi. Kendisini Çınar Hotel'e yönlendiren Alan
Müdürü, konuklarının çok memnun kaldığını ama personele çok alıştığından
ayrılırken zorlandığını paylaştığında gurur duydum bir kere daha...

Şıklık
yet-mez!..
Yalnızca
para saçmakla, dekorasyonu yapmakla olmuyor... Her tarafı altın dahi kaplasanız
güler yüz, iyi servis yoksa hepsi boşa!.. Çınar Hotel mesela...

50. Altın Yıldönümü'ne ünlü mimar Mustafa Toner
imzasını taşıyan 'zamansız' bir tasarımla girdi... Toner'in anlatımıyla 'sıcak
modern'... Hem geçmişe sırt dönmemiş hem geleceğe yüzünü dönmüş durumda otel...
En güzeli... Çünkü gelenler yapılan yatırımlar sonrası gördüklerinden hoşnut,
değer verildiğini hissediyorlar... Ama diğer yandan anılarının geçtiği
mekanlarla buluştuklarını da görüyorlar... Lobby alanında resepsiyonun
görünümü, merdivenler, dış cephe hep nostaljik izler taşıyor... En hoşuma giden
de otelin açılşında görünen tasarım koltukların kaplanarak şu an en üks
suitlerde göz okşuyor olması... Sil baştan yapacaklarına kafa yorup şık
çözümlerle geçmişi günümüze taşımaları...

Serçeler/martılar
daimi konuklar...
Çınar'ın ana restoranı La
Delicatasse... Şimdilerde terası harika... Sabah kahvaltısında denize karşı kuş
cıvıltıları arasında kahvaltı... Sanki Yeşilköy'de değil de güneyde bir sahil
beldesindesiniz... Yalnız serçeleri göz ardı etmeyin... Bu sevimli minikler,
bir parça ekmek için masanıza gelerek şanslarını mutlaka denerler! Terasın
kadrolu kabul edilen martısına bir de isim takmışlar! Adı Tayyar... Cafe
Teras'da da durum aynı... Koya bakan, balkon keyfi sunan konforlu odalarıyla da
ayrıcalıklı Çınar... Suitler ise anlatılmaz... Yaşamak gerek... 602 numaralı
suit özellikle... Yatak odasının içerisinde bulunan jakuzi ve sedir ile
diğerlerinden farklı... Banyoda ise yağmur duşu ya da dilerseniz hamam
esprisi... Fotoğrafta gördüğünüz kare, yaşanan bir gerçek... Gustosu gelişmiş,
meraklı bir martının beklenmedik ziyaretinden bir enstantane!..

Havuzda
denizde gibisiniz...
Bakımlı,
renkli gülen yüzlü bir bahçesi, deniz suyu arıtmalı bir havuzu var, Çınar
Hotel'in... Daha girişte başlar karşılama... Hilmi Bey'i görürsünüz önce...
Sonra dilerseniz soyunma odalarında üzerinizi değişir, kapalı dolaba fazla
eşyalarınızı bırakıp kilitler, görevliden havlunuzu alıp ilerlersiniz hedefe...
Havuza gelirken bu kez da sizi bir dost evine gelmişcesine sıcak bir şekilde
karşılayan havuz görevlileri çıkarlar karşınıza... Elinizdeki çantanızı bile
taşıtmazlar, yerinizi seçtiğinizde havlunuzu yayar, şemsiyenizi açarlar...
Şezlonglar da üzerindeki kalın beyaz deri minderleri sayesinde yataktan bile
rahatlar... Hava denizden gelen esintilerle hep sizi rahatlatır... Havuzda
yüzmeye gelince... 1.60'dan başlayan derinlik, 2.40'ları bulduğundan -havuz
olimpik ebatlarda olduğundan- pek rahattır... Havuz personeli devamlı oralarda
olduğundan sipariş vermek kolaydır... Pazar günleri döner de vardır... Ama her
an bulunan köfte-ekmek de en az döner kadardır... Ev yapımı limonata da ev
yapımı olup yaz günlerinde bir vahadır...

Ya güneşlenme yatakları...
Havuzda yeni bir alan
yaratıldı bu arada, adı "Private Corner"... Burada dört adet 'Sun
Bed'... Gözlerden biraz uzakta, saklı köşede; iki kişilik yataklarda yaz
keyfi... Perdeleri, geniş ebatlarda Sun Bed misafirlerine özel havluları, özel
masa-sandalyesi; alınan hizmet kalitesi ile beklentileri yüksek konuklara...
Bir kere exclusive hizmet söz konusu... Güneş tepedeyken buzlu havlu servisi,
buzlar üzerinde servis edilen yaz meyveleri... Su, bir termosta ve hep
yanlarında... Yemeklerini ister yataklarında yer, isterlerse masalarına
geçebilirler... Romantizmi sevenlere göre Sun Bed'ler... Ya da kendini,
sevdiğini şımatmak isteyenlere...

Hafızama
yer edenler!..
Şunu
rahatlıkla söyleyebiliriz ki Çınar Havuz'da kimse kimseyi rahatsız etmez! Çocuk
havuzu vardır ama bağırışlar olmaz! Dingindir daima... Nereden mi biliyorum?..
Yeşilköylü'yüm ben! 30 yıldır... Çınar'a hep gelirim/geliriz... Gönül bağım
vardır burayla... Herkesle ve her köşesiyle... Eskilerden en çarpıcı
hatırladıklarımdan biri, her geldiğimizde Uğur Dündar'ı görmemizdi! Artı
Cumartesi akşamları açık büfe konseptinde yediğimiz yemeklerdi... Biz çocukken
babam bizi ailece buraya yemeğe getirdiğinde henüz kimsenin böyle bir servis
şeklinden haberi yoktu! Herkes dışarıda yemeğe daha çok kebapçılara giderdi!..
Cafe deyince akla yalnızca "Vakkorama Cafe" gelirdi!.. Orada olmak
şahaneydi...

Bitirirken...
Çınar'dan
söz etmek beni geçmişe de götürdü... Ki bu çok zevkliydi... Otelin sahibi Ercan
Ailesi... Birebir ilgilenen Murat Ercan
sayesinde Çınar bugün yeni bir görünümle karşımızda... Otelin görünmez
kahramanı ise bir kadın... Genel Müdür Esen Çetingil, yıllardır inanılmaz bir
performansla işinin başında... Belki de bir kadın eli değmesi yüzünden bu beş
yıldızlı otel, bir başka!.. Bana sorarsanız doğanın içinde oluşu nedeniyle
avantajlı derim Çınar... İstanbul'da ama kapısından girip denizi gördüğünüzde
unutturur size herşeyi... Fakat asıl neden 'fark' yaratır diye sorarsanız,
"Bu otelin ruhu vardır çünkü" derim... Anıları saklayan duvarları ve
size önem veren karşılayanları, yani çalışanları... Çınar adı boşuna değil,
marka oluşu da... Hem de 'yarım asırlık' marka ve altın 'imza'...
hulya.akyurt@gmail.com
fotoğraflar: birkaçı arşivden... sonra üstatlardan; Aramis Kalay ve Timurtaş
Onan'dan... beni gördükleriniz sevgili dostların objektifinden... ve naçizane
bir bölümü de benden...
|